Giriş Yap
  Üye Ol!

» » » DİL NEDİR? ANADİLİ, KONUŞMA DİLİ, YAZI DİLİ


DİL NEDİR? ANADİLİ, KONUŞMA DİLİ, YAZI DİLİ


DİL NEDİR?

ANADİLİ, KONUŞMA DİLİ, YAZI DİLİ

Dil, genel anlamda bütün canlıların duygu, düşünce ve içgüdülerini birbirine anlatan veya bir şekilde birbirine aktaran bir iletişim yoludur.  Dil, insanları her yere ulaştıran, insanı insanla buluşturan bir köprü, bir araçtır. Dil, duyguların söze döküldüğü, sözlerin kulaklara aktığı ve diğer duygularla buluştuğu bir yol, bir güzergâh. Şu an benim duygularımı sizin duygularla buluşturan dildir. Hayatın her anında, dört bir yanında, her nefeste, her menzilde vardır.  Ve dünyada dil ve kültür kadar toplumun ortak yapısı olan başka bir değer ya da olgu yoktur.

Söz konusu insan olunca dilin kapsamı ve alanı o kadar geniş ki; (Anadili, resmi dil, lehçe, ağız, şive, hareket dili, konuşma dili, yazı dili, halk dili, bilim dili, edebiyat dili, sanat dili, ölü dil, canlı dil vs) ben bu yazımda ancak konuşma dili ve yazı dili genelinde bir bakışla elimden geldiğince bazı yanlış kullandığımız kavramlara değineceğim. Bildiğiniz gibi ben de bir dil uzmanı ya da edebiyatçı olmayıp öğrendiklerimi paylaşmaya çalışıyorum. 

Dünyada 6000 civarında bir dilin konuşulduğu tahmin edilmekte. İnsanlık tarihinde dilden daha etkili bir iletişim aracı olmadığı için belki de bu kadar çok dile ihtiyaç duyulmuş. Bu dillerin binlerce yıl öncesinden günümüze gelmeleri ve yaygın kullanımları evrimleşmelerine bağlıdır. Örneğin Roma İmparatorluğunun resmi dili ve çoğu Avrupa dillerinin kökeni kabul edilen Latince bugün sadece Vatikan’da sembolik olarak kullanılmaktadır. Yine en eski dillerden olan, Hint Avrupa dilleri grubundan Klasik Hint edebiyatı dili Sanskritçe’yi bugün Hindistan’da bile konuşan yok. Bir dil konuşulmasının yanında kültürü edebiyatı sanatı ve ekonomisiyle günlük yaşamda çağdaş gelişim düzeyini yakalayamaz ve okunup yazılmazsa o dil başta politik olarak arka plana atılmıştır. Diğer nedenler de üst üste geldi mi artık yavaş yavaş yok olma sürecindedir. Yani bütün iş dili konuşana düşmektedir. İnsanlar hangi nedenle olursa olsun anadillerini konuşmuyorlarsa kendilerine başka bir dil edinmişlerdir. Ve bu dil elbette ki politik üstünlüğe sahip olan egemen dildir.

Anadilinden söz etmişken, ana dil ve anadili kavramlarına değinmek faydalı olacaktır. Biz bu kavramları yıllarca yanlış kullandık ve bu yanlışlığı sürdürüyoruz. Aslında bu durum çok da anormal değil. Çünkü biz dil uzmanları değiliz. Öğrendikçe görüyoruz. Ben günümüzde anadili eğitimi ile anadilinde eğitimi karıştıran siyasetçileri hatta üzgünüm bazı akademisyenleri gördükçe bizim durumumuzu hiç yadırgamıyorum.

Ana dil, bir dil grubunun başındaki dildir. Yani en az birden fazla dillerin kökeni olmaktadır. Yukarıda örneklediğimiz Latince ve Sanskritçe birçok dile kaynaklık ettiği için bu gruptandır. Aynı şekilde Türkçenin de, ya da daha doğru şekliyle Türk dilinin de bütün Türk dünyasında konuşulan dillere kaynaklık eden bir ana dil olduğu söylenir. Dünyadaki dil aileleri ya da dil gruplarına bir göz atılırsa ana dil kavramı daha da iyi anlaşılacaktır.

Anadili ise ana dilden çok farklı bir kavramdır. Anadan öğrenilen bir dildir elbette ama bir insanın ille de sadece annesinden öğrendiği dil anlamına gelmiyor. Doğup büyüdüğü ortamda, çocukluğunun geçtiği çevrede ailesinden ya da yakın çevresinden öğrenilen dil de o insanın anadilidir. Anadili kişilerin toplumsal kimlik edinmelerinde önemli bir etkendir. Anadilinden yoksun bir insan kimlik ve kişilik gelişiminde de eksik kalır. İnsanların sonradan öğreneceği hiçbir dil anadili yerini tutamaz. Anadilinden yoksun bir kişilik, vatan, yurt ve yurttaşlık kavramlarında da eksiktir.

Sözlü Dil, Yazılı Dil, Konuşma Dili ve Yazı Dili kavramları    

Ana diller konusunda olduğu gibi biz bu ifadeleri de genelde yanlış kullanırız. Elbette ki bunda bir art niyet aranmamalıdır. Çünkü biz dil uzmanı değiliz. Biz bir halkız ve bu konuları ancak her halkın bildiği kadar biliriz. Bu alanda dilbilimcileri değişik görüşlere sahip olsalar da ağırlıklı görüşü şöyle özetleyebilirim.

İlk defa terim olarak 19. Yüzyılda kullanılmaya başlanan dilbilimi, dil incelemelerinde yeni bir yöntem olarak dillerin tarihini inceleyen filolojiden ayrıldı. Birçok bilimden de faydalanarak karşılaştırmalı dil çalışmaları yapılan dilbilimi 20. Yüzyılda çok gelişti. Çağdaş dilbiliminin kurucusu İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure tarafından uygulanan yapısalcılık kuramının, yapısal dilbilimi okullarının kurulmasıyla büyük bir çeşitlilik gösterdiği belirtilerek, 20. Yüzyılın ortalarında üretici dilbilimi kuramını oluşturan Noam Chomsky’nin geçmişteki kuralların pabucunu dama attığı söylenir. Dolayısıyla böylesine hızlı bir değişim ve gelişim içinde olan dilbilimini bizim yakalayabilmemiz elbette ki biraz zor olmakta ve bazı kavram hataları da yapmaktayız. 

Sonuç olarak çoğu diller için yazılı dil, sözlü dil kavramları geçtiğimiz yüzyılla birlikte çoktan tarihe gömüldü. Lazca bu diller içindedir.  Artık Lazca gibi bir dilin geleceğini tartışırken Lazca yazılı bir dil midir yoksa sözlü bir dil midir tartışması anlamsızlaştı. Lazca binlerce yıl yazılmasa da bugün artık yazılabiliyor.

Lazcayla ilgili geniş araştırmalarıyla tanınan, dünyaca ünlü Japon dilbilimci Gôichi Kojima bir yazışmamızda (kelimesi kelimesine ifade edemsem de) şunu demişti. "Her dil konuşulduğuna göre ve ‘sözsüz dil’ mevcut olmadığına göre, ‘sözlü dil’ ifadesi anlamsızdır. Sadece konuşulup yazılmayan diller için ‘yazısız dil’ denebilir ama çeşitli alfabelerle artık her dil yazılabiliyor. Ancak dilbilimcilerin hiç ulaşamadığı Amazon ormanları ve Yeni Gine ormanlarındaki belki birkaç dil sadece sözlü dil olarak kalmış olabilir”  şeklinde bir ifade kullanmıştı. Kısaca Kojima’nın bu söyledikleri 20. Yüzyılda Saussure’den Chomsky’ye kadar oluşturulan kuramlarla örtüşmektedir.

Elbette ki Lazcanın yaşaması için bugün sırf yazılabilir olması da yetmiyor. Lazcanın yaşaması için konuşma dilinin yansıra yazı dilinin de geliştirilmesi gerekiyor. Yazımın girişinde belirttiğim gibi bir dilin konuşma dili ve yazı dili gibi iki ana bakış yönü vardır.

Konuşma dili, halk dili diye de tabir edilmekte olup, günlük hayatta kullanılırken bölgeden bölgeye farklılık göstererek kalıpsız ve kuralsız olarak konuşulur. Bu yüzden konuşma dili yazı dili gibi yapay olmayıp tamamen doğaldır.

Yazı dili ise belli kurallar ve kalıplara dayalı, sadece okuma yazmada kullanılan bir bakıma yapay bir dildir. Dilde birliği ve kolaylığı sağlayan ortak bir dildir. Yapay olduğu için konuşma dili gibi kuralsız ve karmaşık değildir. Sırf yazıda kullanıldığı için aynı zamanda kitap dili de denir.

Lazcanın okunup yazılmasını yaygınlaştırmak için ivedilikle standart bir yazım diline ihtiyaç vardır. Bu yönde olumlu çalışmalar yürütülmektedir. Dernekler vakıflar yayınevleri derken enstitü kurmaya kadar olumlu gelişmeler sümektedir. Tek eksiğimiz olan kolektif çalışmayı da gerçekleştirebilmek umuduyla hoşça kalınız efendim.

 

 

 




6-06-2013, 19:42
  
Konuya yorum yazabilmek için üye olmalısınız. Üye Ol
Yorum Ekle
Ad/Soyad: *
E-Posta: *
Yorumunuz:
Kalın İtalik Altı Çizili Üzeri Çizili | Sola Yasla Ortala Sağa Yasla | İfade Ekle Bağlantı EkleKorumalı Link Girin Renk Seç | Gizli Metin Alıntı Ekle Farklı Bir Alfabe ile Yazılmış Olan Seçili Metni Kiril Alfabesine Çevir Spoiler Ekle
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu (CAPTCHA)
Kodu Güncelle
Kodu Yazın: