BİZ ÇAYA AŞIK OLMUŞUZ » Laz dili ve Kültürü sitesi




» » » BİZ ÇAYA AŞIK OLMUŞUZ


BİZ ÇAYA AŞIK OLMUŞUZ


BİZ ÇAYA AŞIK OLMUŞUZ

Bu yazı çocukluk arkadaşımla evimizin balkonunda otururken bir gece vakti canımızın çay çekmesiyle doğdu. Hemen çayımızı demledik. Yudumlarımızı alırken çaya dair birkaç soru çıktı ortaya. Neden canımız çay çeker? Çay nasıl oldu da bu kadar hayatımızın merkezine yerleşti? Karadeniz nasıl çayla özdeşleşti? Çaydan önce ne vardı?

Biraz bu topraklara; Lazistan’ a ait oluşumdan, biraz da mesleğim sebebiyle, aslında bu sorulara cevap olabilecek gözlemlerim vardı. Zamanla yaptığım birkaç araştırma, başta arkadaşımın konunun peşini bırakmayıp bana gönderdiği inceleme kitabı olmak üzere okuduğum bazı yazı ve kitaplar cevapları netleştirmemi sağladı.

El yordamıyla ve yaşadığım coğrafyanın hikayelerinden yola çıkarak edindiğim veriler zaten Lazistan’ ın tarım süreçlerini açıklıkla ve derin kronolojilere girmeden anlamama ve anlatmama yardımcı oldu.

Ortalama yüz yıl geriye gittiğimizde gerek halen hayatta olan köylülerden, gerekse tarımsal verilerden çaydan öncesine dair bilgilere ulaşıyoruz. Doğu Karadeniz’ in şu an çayla örtülü olan toprakları, yıllar önce yamaçlarında kısmen fasulye ile birlikte mısır tarlaları ile kaplı. Lazistan bağlamında bakarsak, daha doğu kesimlerde mısır tarlalarının yanına büyük fındık bahçelerini ve kısmen cevizlikleri ve kestanelikleri de eklemeliyiz. Daha taban arazilerde ve suya yakın topraklarda yer yer mısırın yerini çeltik (pirinç) ve “makufliş xaci” yani soya fasulyesi de alıyor. Genel tanımlama 1900lü yıllardaki gezgin ve araştırıcılardan beri Lazların sahilde balıkçılıkla uğraşan insanlar olduğu yönünde. Evet sahil kesimlerinde yaşayan Lazlar balıkçılıkla geçimlerini sağlıyorlar. Ancak arazilerinde ciddi yoğunlukta fındık, mandalina, portakal, limon bahçelerine ve özellikle denize yakın yüzlerde zeytinliklere bile rastlıyoruz. Özellikle günümüzde Satsuma ismiyle bildiğimiz mandalinanın kökeni Rize’ dir ve yöremizde halen Rize mandalinası adıyla yetişmektedir.

Sahilde balıkçılıkta, yüksek rakımlı köylerde de, bitkisel üretimin kısmen zayıflığı Lazları tarımın hayvancılık ve arıcılık kolunda ilerletmiş. Geleneksel bir hayvancılık hem ev ihtiyacını hem de aile geçimini sağlayabilmiş. Bir nevi takas yöntemiyle, köyde üretilenler çarşıya yani kasaba merkezine indirilmiş, oradan da balık ve benzeri ürünler temin edilmiş. Bunlar hala halk arasında anlatılan hikayeler. Hatta köyler arasında bile farklı ürün desenleri sebebiyle takaslar ya da alışverişler oluyormuş. Meyvecilik halen Lazistan topraklarında kapama bahçe şeklinde değil. Zengin meyve çeşitliliğine sahip olmasına rağmen Lazistan halkı meyveyi öncelikli olarak ev ihtiyacı olarak görüyor. Ancak evinden artanı ekonomik değere çeviriyor ki bu da ülkenin diğer bölgeleriyle kıyas götürmez. Taze meyvede başat ürünler bölgeye has armut ve elmalar. Bunların yanında karayemiş, hurma, siyah üzüm ve benzerleri de hem yaş tüketim hem de pekmez, küme vs. yapımında kullanılıyor.

Ve ıhlamur… Evet aslında cevaplardan biri ıhlamur. Her köy evinin civarında yaşlı bir ıhlamur ağacının bulunuşu takdir edersiniz ki peyzaj amaçlı olamazdı. Evet ıhlamur ağaçları yapıları itibarıyla arıcılıkta karakovan yapımı için kullanılmaktaydı. Ancak ıhlamur aslında özellikle Lazistan halkının milli içeceğiydi, çaydan önce ve su bardağında, kuzinenin üstünde, sürekli fokurdayarak, suyun rengi kıpkırmızı olana dek, iliklerine kadar ıhlamur içiyordu insanlar.

Daha sonra bölgenin sosyoekonomik durumları iş sebebiyle göçler başlattı. Gurbet lafı yerleşti önce ağızlara ardından da “kahve”.. Gurbetten gelenler ellerinde kahve paketleriyle geldiler ve misafirlerine kahve ikram etmeye başladılar. Kahve genellikle erkeklere hitabeden bir içecek oldu; erkeklerin birbirlerine ikram ettiği, birbirlerine getirttiği. Kadınlar kahveyi değil de kahve pişirmeyi öğrendiler. Bakır cezvelerle; mangalda, közde…

Sonra zaman değişti. Takaslar bitti. Göçler arttı. Erkekler azaldı. Yüksek köyler aşağılara doğru akmaya başladı. Yamaçlardaki mısır tarlaları yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Sistemler değişti, yöntemler değişti ve daha önce Osmanlı zamanında da girişimde bulunulmuş ancak dönemin ticaret yolları ve farklı politikaları sebebiyle ekonomik bulunamayarak ya da bilemediğimiz farklı sebeplerle başarılamamış bir proje olan “çay” yeniden gündeme geldi.

Ve zihinlerimizde derin ve unutulmaz bir yer açan Zihni Derin. Yıl: 1923. İnsanların yeni çareler aradığı yeni bir dönem. Zihni Hoca aslında bir öğretmen, ancak devlet tarafından Rize ve çevresinin kalkındırılabilmesi için çalışmak üzere görevlendiriyor ve tabiî ki konu çay.
Lazistan’ ın köylerini gezip sorarsanız hemen hemen her köyde “buraya çayı benim babam” ya da “dedem getirdi” diyen birilerine rastlarsınız. Haklılar. Çayın gelişi gerçekten bu kadar yakın ve illa ki ilk çıkış yerinden o köye birinin babası getirdi ilk fidanı…

Zihni Derin, bölgeye birilerinin Gürcistan’ dan getirip diktiği fidanları inceledikten sonra kendisi de bir deneme kuruyor. Başarılı sonuçlar alıp tüm bölgeye yeni fidanlar dağıtıyor. Başlangıçta çok sıkı bir çalışma olmasa da 6 Şubat 1924 tarihinde sunduğu kanun tasarısıyla aslında halen Dünya’da birçok inceleme ve araştırmaya sebep olan gerçekten ciddi ve inanılmaz hızla başarıya ulaşmış bir tarım politikasının ilk aşamasına imza atıyor.

Ortada hiçbir şey yokken, hiçbir bilgi, hiçbir alışkanlık; günümüzde başarılması imkansızmış gibi görünen radikal bir adımla birkaç yıl içerisinde fabrikalar ve alımevleri kuruluyor. Hiçbir garanti yokken üstelik. Evet 40lı ve hatta Demokrat Parti dönemine denk gelen 50li yıllara kadar sıkıntılı süreçlerden geçiliyor. Tam kapasiteyle çay alımı ve üretimi yapılamıyor ve benzeri sorunlar.. Ancak bu süreçte kimse çay bahçelerinden vazgeçmiyor. Kimse diktiği fidanları sökmüyor. Aksine tarlalar, fındıklıklar sökülüp bu yeni ürüne feda ediliyor. Elbette ki ekonomik darlık ve çaresizlik yadsınamaz ancak çaya bu kadar güvenmek gerçekten açıklaması zor bir durum. Ya da bu güveni sağlayanlar gerçekten takdir edilesi insanlar.

Ve en önemlisi şu ki: İnsanlar çayı içiyor! Hem de nasıl.

Okuduğum tüm yazılar, yerli ve yabancı kaynaklar da bu politikanın başarısı konusunda hemfikir. Dünya’ da çay tarımı yapan ülkelerdeki politikaları kıyaslarken “Türkiye’ de ortaya çıkan, küçük toprak sahiplerine verimlilik ve özel birikim için insiyatif verilen, devletin de yaprak alımı ve işlemesi üzerinde tekel kurduğu bir sistem, uzun bir süre başarı öyküsü olarak kaldı.” diyor Ildıko Bellér Hann ve Chris Hann; Lazistan’ da kalarak araştırmalarını yazdıkları “İki Buçuk Yaprak Çay” adlı kitaplarında. Evet çay ekonomik anlamda bölgeyi kalkındırmıştır. Bu su götürmez bir gerçek. Ancak bu konuya 90lı yıllarda topraklarımızda denenmeye başlanmış olan kivi örneğini vererek farklı bir kıyas daha yapmak istiyorum. Kivi de dönemi itibarıyla, artık çayın eskisi kadar tek gelir olamadığı, insanlara ev aldıran bir gelir olmaktan, ev eşyası aldıran bir yan gelir olmaya döndüğü yıllarda alternatif ürün olarak hayatımıza girdi. İlk başlarda kocaman kapama bahçelerle ciddi paralar kazandırdı. Ancak zaman sonra muhtemel arz-talep dengesizliği ile başlangıçtaki “biraz budaması zahmetli, e ama çayı da kesiyoruz hoş. E gübresi de var ama çaya da gübre atıyoruz” cümleleri “Yok yok bu kiviyi bi budamazsan her yeri tutuyor. Bununle uğraşilur mi kestum gitti” şekline dönmeye başladığında yakinen bu sürecin içinde olan ben fark ettim ki insanlar bu yeni ürünü üretiyor ama tüketmiyor. Biz bu kiviyi bilemedik. Ne değerlendirebildik, ne işleyebildik. Ne yapacağımızı da çok bilemedik. Dilediğimiz gibi satamadık. Reçeli ekşi oldu. Sertken yenmedi, yumuşadı mı ayrı dert. Velhasıl biz sevemedik kiviyi.

Ama çay öyle mi…Biz çaya aşık olmuşuz. Zaten bu başarı öyküsü başka nasıl açıklanabilirdi ki.. Soruların cevabı da bu bence. Şiirler ona, maniler ona, istediğin yerde, istediğin şekilde demle. Bir ateş, bir su gerek. İster açık iç, ister demli. İster sarayda ol, ister yaylada…Dertliye, hastaya, yaşlıya,gence…Herkese iyi geliyor. E aşk işte bu ne sınıf ayırır, ne din, ne ırk, ne yaş, ne mekan!


Merve ALÇİÇEK
(Ziraat Mühendisi)



Emojiye tıkla sayfaya duygunu bırak
+1




Konuya yorum yazabilmek için üye olmalısınız. Üye Olmak İçin Tılka



Adınız:*
E-Mail:
  • bowtiesmilelaughingblushsmileyrelaxedsmirk
    heart_eyeskissing_heartkissing_closed_eyesflushedrelievedsatisfiedgrin
    winkstuck_out_tongue_winking_eyestuck_out_tongue_closed_eyesgrinningkissingstuck_out_tonguesleeping
    worriedfrowninganguishedopen_mouthgrimacingconfusedhushed
    expressionlessunamusedsweat_smilesweatdisappointed_relievedwearypensive
    disappointedconfoundedfearfulcold_sweatperseverecrysob
    joyastonishedscreamtired_faceangryragetriumph
    sleepyyummasksunglassesdizzy_faceimpsmiling_imp
    neutral_faceno_mouthinnocent
Kodu girin: *
Okunamayan kodu yenilemek için resmin üstüne tıklayınız